11 Ekim 2011 Salı

Savaş ve Sonrası

 










Kutupların Kayması ile Başlayan Negatiflik


Lemuria ile Atlantis arasındaki savaş, galaksimizin 12  boyutluk Büyük Merkezi Güneşten (Güneş sembolik olarak Tanrı’yı da ifade eder) koparak 1. boyuta kadar düşmesine sebep olmuştu. Dünya eksenindeki eğikliğin, bu olaydan sonra gerçekleştiği söyleniyor, yine de, Atlantis’in batışında da, yine benzeri bir kutup kayması olmuş olabilir. Her seferinde dünya gezegeninin güneş ile olan yörüngesindeki değişiklik sonucu, dünya bir buzul çağına girmiş ve o güne kadar kurulan medeniyetler ortadan kalkmış, insanlık en ilkel kabile düzeyine inmiştir.



Edgar Cayce, benzetme olarak, bizim bugünkü medeniyetimizi ve kullandığımız teknolojik aletlerin artık kullanılamadığını düşündürten bir açıklama yapıyor bu konuyla ilgili olarak. Söylediğine göre, bir sonraki nesil, tüm o eski ve güzel bilgileri kullanamayarak, kabile hayatına geçmiş ve hatta yaşanılan açlık dolayısıyla, 3. ve 4. nesillerde  yamyamlıklar başlamıştır.


(Ek bilgi : Bir gezegen tek başına yaratılmaz. Tanrısal enerji  hayat başlatacağı zaman, bunu bir sistem içinde yaratıyor ve tüm bu sistemleri, bir güneşe bağlıyor (12 gezegen ve kendi yerel güneşimizde olduğu gibi). Bu, sadece küçük bir birim, bir galaksi bile değil henüz. Bizim sistemimiz de, 5. boyut ayarında bir başka Merkezi Güneş’e bağlı,  ama bu, hala, Büyük Merkezi Güneş değil. Tanrısal enerjilerdeki karışıklık ve Tanrısal enerjinin insanlar tarafından layıkıyla alınamamasın sebebi de bu zaten.  Bir de arada karanlık boyutların ve ağır izolasyon perdelerinin varolduğunu düşünecek olursak, insanlığın işi gerçekten zor... 


Her ne kadar savaş, ağırlıklı olarak bu iki ırk arasında olmuş bile olsa, aslında galaktik bir savaş idi ve her iki tarafı destekleyen güçler de savaşa dahil oldular. Gezegenler bazında bakıldığında da, bugün bile, bazen sıcak, bazen de soğuk savaşa devam etmekteler. Genel olarak: 

Dark Brotherhood  :  Orion, Zeta Reticulum, Rigel, Ursa Major, Draconis, Griler, Archons

White Brotherhood  : Ashtar Command, Iarga, Pleiades, Arcturus, Lyra, Andromeda, Proxima Centauri  gezegenlerini sayabiliriz.

Her ne kadar iki türü birbirinden ayıran en belirgin özelliğin özgür irade yasaları olduğu söylense de,   her iki tarafın da, özellikle bizim gezegenimiz Dünya’da, insanları manipule etmeyi bir tür alışkanlık, hatta görev, bazen de insanlara karşı yapılan bir tür lütuf olarak bile değerlendiklerini söylemeliyim.  Ancak Aydınlık Taraf,  savaşın en başında daha itaatkar, düzgün, kesinlikle monogam,  aile ve dini hayatın merkezine oturtan bir toplumsal sistem,   (bir tür Ken ve Barbie dünyası istemişler), diğerlerinin de, her şeyi deneyimleyen, gerektiğinde Tanrısıyla bile tartışabilen, acar varlıklar yetiştirmek istedikleri söyleniyor.  Ama mutlaka kendi güçlerini artırmak amaçlı  çatışmalardan da kaynaklanmıştır.

Savaşın en acı taraflarından biri de, galaksimizin Büyük Merkezi Güneş’ten kopması olmuş. Kendi küçük Samanyolu galaksimize bağlı kalmışız, 12 boyutlu aydınlık Ana Güneş’ten faydalanamaz olmuşuz ve savaşa giren ve kaybeden bütün gezegenlerde olduğu gibi,  ciddi bir düşüş yaşamışız (ki o zamana kadar, Rona Hermann’ın tabiriyle, beşinci boyutun altında hiçbir yaratılım yokmuş). Ayrıca, taşıdıkları karmaşık ve artık kötücül enerjilerden dolayı, diğer boyutlardan enerji açısından da ayırmak ihtiyacı hissedilince, izolasyon perdeleri kurulmuş ve “izole dünyalar” olarak, gerçek Tanrısal kaynaklardan da faydalanamaz hale gelmişiz.

Bu konuyla ilgili olan anahtar kelimeler:  Tanrıların Düşüşü / Meleklerin Düşüşü / İzole Dünyalar / White or Dark Bortherhood   etc.

İnsan ırkı olarak, ilk başta anlattığım Tanrısal yaratılımdan çok uzağız, üçüncü gözümüz kapalı, enerji bedenlerimizin zayıflığından dolayı,  bizden çok daha düşük bilinç düzeyindeki varlıklardan bile etkilenebiliyoruz. Tanrı sevgisini alamıyoruz (ki her insan için anne sütü gibidir, her türlü karanlığa karşı bağışıklığı arttırır) veya biraz çarpıtılmış, biraz korku bazlı olarak algılayabiliyoruz) ve içimiz, ruhumuz huzursuz olduğu için, maddeleştirilmiş kaynaklara saldırıyoruz : Para, ev, araba, güzel bedenler, vs.

Bu boyutun insanları, genellikle formatlanma yolu ile yaşıyorlar, tövbe ettiklerinde gerçekten de işledikleri hatanın izleri enerji bedenlerinden siliniyor (bir alt katmana ulaşamadıkları için; orada izler hala mevcut oysa ki) ve ne hatası yaptı, neden yaptı, ne yapmalıydı gibi sorgulamalarla uğraşmıyorlar bile. Gidecekleri yer de,  doğruca onlara tarif edilen hurilerle dolu cennet  tabii ki. 

Kalabalık insan kitlelerini  ve ortamın kirliliğini düşündüğümüzde, belki de kabul edilmesi gereken bir eğitme yöntemi olabilir bu. Ayrıca,  çeşitli boyutları ve çok farklı cennet ve cehennem düzeyleri olduğunu da hatırlamak gerekir.

Dileğim, olması planlanan Ruhsal Kıyametin, sadece insanları değil, tüm ruhsal boyutları da kapsaması ve savaşmaya devam etmek isteyen bu aydınlık veya karanlık güçlerin yetkilerini kaybetmesi. Bazen, tıpkı kapitalizm veya komünizmde olduğu gibi, bu güç dengelerinin de artık birbirine benzemeye başladığını düşünüyorum; entrika, hedonizm, gerçekleri çarpıtma gibi özellikler her iki tarafta da var çünkü.






Hiç yorum yok: